Tüm hakkı saklıdır. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Faydalı Bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Faydalı Bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2014 Çarşamba


Merhaba canlar,
Üç haftalık koşturmacanın ardından normale dönen hayatımdan sesleniyorum size. Bu üç hafta inanılmaz eğlenceli, bol bilgi dolu, kendime ayırdığım çok az vakitli bir üç haftaydı.
Ne mi yaptım? Ankara İş Sağlığı ve Güvenliği Akademisinde iş güvenliği eğitimi aldım.
23 gün boyunca her gün gittiğim kursa o kadar alışmıştım ki, son günlerde o kadar yorulmama rağmen bittiğine çok üzüldüm.
Her gün işten dönerken önünden geçtiğim kursumdan çok hoş anılarla ayrıldım.
Bildiklerinin tek kelimesini bile kendilerine saklamayarak, çok değerli tecrübelerini bizlere aktaran sevgili hocalarımızla tanışmak, onların öğrencisi olmak benim için ayrı bir zevkti.
Eğitim ortamının sıcaklığı, hocalarımızın ilgisi, her zaman karşılaştığımız güler yüz ve tabiki ders aralarında bardak bardak içtiğimiz o güzelim çay doğru yerde olduğumu her an hissettirdi bana.
Eğer sizde Ankara' da yaşıyorsanız ve uzmanlık eğitimi alacaksınız kesinlikle Ankara Akademili olmalısınız. 
Dört tane birbirinden değerli emekli iş müfettişi hocamıza ne kadar teşekkür etsem az. Ben Ankara' da başka bir eğitim kurumunda böylesine kaliteli bir eğitim verildiğini inanın düşünmüyorum ve çevreme de tavsiye etmekten geri kalmıyorum.
 Ankara' ya geleli henüz 7 ay gibi kısa bir zaman oldu ama kursum sayesinde çok değerli arkadaşlar edindim. Bundan sonra da iletişimimizi koparmayacağımıza eminim. Çeşitli meslek dallarından, farklı iş alanlarından ve değişik yaşlardan 20 ye yakın öğrenciydik. Böylesine kıymetli insanlarla tanışmış olmak, onlarla arkadaşlık etmek çok mutlu etti beni. Hepsine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.
Ve son olarak kendi elleriyle beni kursa yazdıran, yapabileceğime inanan, yoğun tempomdan dolayı ev ve yemek işlerindeki aksamalara katlanan, elinden geldiğince bana yardım eden eşime de kocaman kocaman teşekkür ediyorum. Sayesinde evimizin ikinci iş güvenliği uzmanı olacağım inşallah :)

Aşağıya Ankara İş Sağlığı ve Güvenliği Akademisi' nin bilgilerini ekledim. İlgilenen arkadaşlar buradan iletişime geçebilirler.
Herkese kocaman sevgilerrr :)



Adres : Sehit Cemalettin Cad. No:3 Kat:2-3 Aydinlikevler / Ankara (Nissan Bayi Üstü)
Tel : 0 312 219 61 55
Fax : 0 312 219 61 56
GSM: 0 553 304 14 01
E-Mail : bilgi@ankaraisguvenligi.com



15 Şubat 2011 Salı


Yağmurlu, bol şıpırtılı ve bol pıtırtılı bir Kayseri akşamından herkese merhaba:)
Evet bunu yazdığımda saat 19:00 civarıydı ama şimdi saat 22'ye geliyor. Yemeğimi yemişim Öyle Bir Geçer Zaman ki'ye bakıp kriz geçiriyorum! Hatta uyku vaktimin geldiğinin emareleri var üzerimde, esneme, huysuzlanma, ne yapacağını bilememe durumları:) 
Her yazıyı yazdığımda en fazla bir gün arar vermeyi planlıyorum kendimce, fazla arayı açmak gerçektende hoşuma gitmiyor. Amma ve lakin olmuyor işte. İşyerimde internetin olmamasından mütevellit sadece akşamları bakabiliyorum. Hatta son birkaç zamandır akşamları bile açamıyorum. Gündüz bir eleman eksiğimizden dolayı daha fazla oturur olduğumdan bilgisayar başına akşamları pek istemiyorum bilgisayarı açmak. Gözlerim mahvoldu zaten şu bilgisayar çıktı çıkalı:)

Birde dün Beğendik'ten Breathe Right burun bandı aldım. Durun durun horladığımdan değil haa:) Benim burnumda septum deviasyonu yani burun kemiği eğriliği var.  Ameliyat olmam gerektiğini söyledi doktor ama ben henüz cesaret edemedim. Şimdi tekrar bantlara dönersek eğer tek kelimeyle HARİKA!!!! Ben meğer hayatım boyunca hiç nefes almamışım dedim akşam takınca bantı. Fiyatı biraz tuzlu aslında 10 adet bant için 15 lira gibi. Ama ben her gece olmasada sık sık kullanmayı düşünüyorum. Sabah kalktığımda burnum tıkanmış oluyor ve bu bende baş ağrısı yapıyor. Ayrıca iyi nefes alamadığım için tam dinlenmiş bir şekilde de kalkamıyorum. Eğer ameliyat olmuş olan ve gerçekten bu dertten kurtulan varsa beni cesaretlendirmek ve bilgilendirmek adına bana yazarsa sevinirim.
Şimdi tekrar patateslerimize dönelim:) Bu patatesleri sıklıkla yapıyorum. Hem kızartmanın zararı yok hemde çok pratik.
İstediğimiz miktarda patatesi alıyoruz ve soyduktan sonra patates kızartması yapar gibi ya da elma dilimi şeklinde kesiyoruz. Patateslerin üzerine biraz sıvıyağ gezidiriyoruz. Sonra istediğimiz baharatlarla( ben taze çekilmiş karabiber, pul biber, kekik kullanıyorum) ve tuzla iyice harmanlıyoruz. Pişireceğimiz kabın içine yağlı kağıt seriyoruz ve patateslerimizi koyduktan sonra 200 derece fırında hafif kızarana kadar pişiriyoruz.

AFİYET OLSUN:)

8 Aralık 2010 Çarşamba

*Fotoğraf alıntıdır.

Biz kadınların hayatında en büyük yeri alan nedir diye düşününce aklıma ilk gelen temizlik oluyor. Çünkü büyük çoğunluğumuz çalışsak bile evdeki zamanımızda temizlik yapıyoruz. Lavaboyu fırçalıyoruz, elimizde toz beziyle oraya buraya uçuyoruz. Halıları kafamıza takıyoruz, camları siliyoruz... Eğer yapacak vaktimiz yoksa bile yapmamız gerekenleri düşünerek kafamızı meşgul ediyoruz. Benim her hafta izin günlerim temizlikle geçiyor. Hafta içi de boş durmuyor kendime yapacak birşeyler buluyorum. Ama bazen durduğumda yorulduğumu hemde çok yorulduğumu farkediyorum. Daha önce garip alışkanlıklarımızla ilgili bir mim yazısında çamaşır suyuna takıntılı olduğumu yazmıştım. Evimde olmazsa olmazdır, hem kokusuyla hemde görüntüsüyle:) Hani insan ne kadar zararlı olduğunu bilirde yine yapmadan duramaz ya işte bende çamaşır suyuyla böyle bir ilişki içerisindeyim:) Tamam zararlı ama faydası yok mu? Olmaz mı hemde çok fazla deyip kendimi kandırarak yine elimi çamaşır suyuna atıyorum:) 
Sadece çamaşır suyu değil, birçok temizlik maddesi sağlığımız açısından çok sakıncalı. Kimimiz biliyoruz yine kullanmaya devam ediyoruz; kimimiz de gerçekten bilmeden bilinçsizce kullanıyoruz bu kimyasalları. Aşağıda Ayşenur Yazıcı'nın web sitesinden aldığım hepimizin ders alması gereken bir yazıyı yayınlamak istiyorum. Ben okuduğumda aman Ya Rabbi! bende aynen böyle olacağım diye çok korktum. İşte yazımız!

Muazzez'in anı defterinden notlar:

Hastalığımın psikolojide adı Obsesif kompulsif bozuklukmuş.
Bir cins takıntı yani. Aslında ben annemden ne gördüysem öyle yapıyorum. Ama kızımın ve eşimin beni sürükleyerek doktora götürmelerinin sebebi, ellerimde ve ayak bileklerimde baş gösteren yaralar ve nefes almakta çektiğim güçlüktü.

Durmadan bir şeyleri temizlemem ve yıkamam yüzündenmiş. Cilt doktoru merhemler verip beni psikiyatri bölümüne sevk ettiğinde acayip kırıldım. Bir kadının en önemli özelliğinin temizliği olduğuna inanarak büyüdüm. Ellerimi annem günde yirmi kez yıkatırdı. Tamam, evlendiğimde bu temizlik işini, hele çocuklar doğduktan sonra abarttığımı biliyorum ama etrafa bir sorun, benim evime giren herkesin söylediği ilk cümle “pırıl pırıl mis gibi bir ev”dir.

Çocuklar evdeki çamaşır suyunun keskin kokusundan rahatsız olunca, çiçek kokulu olanlarından aldım.
Doktorumun teşhisine göre, lavaboları ovduğum amonyaklı ovma tozlarına, mobilyaları parlatmak için kullandığım sprey cilalara, fırını temizlemek için sıktığım köpüklere, bulaşık yıkarken kullandığım kuvvetli yağ çözücülere, çarşafları ağartmak için deterjana ilave ettiğim beyazlatıcılara veda etmezsem sağlığım daha kötüye gidebilirmiş!

Bunu eşimle görüşerek uydurduğuna, beni temizlik hastalığımdan kurtarmak için yaptığı seanslar etkili olmadığından, tehdit gibi bahane ettiğine adım gibi eminim.
Yok, günlük yaşamda kullandığım ürünler 55.000 den fazla kimyasal çeşidi içeriyormuş, yok dezenfekte etmede kullandığım temizlik maddelerinde uçucu bazı kimyasallar varmış. Solumak çok tehlikeliymiş.
Efendim, deriden ve nefes aldığımda akciğerimden emilen kresol denen madde çok tehlikeliymiş… Kresol denen şu meret karaciğer, böbrek, akciğer, pankreas ve dalakta hasara neden olabilirmiş.
En fenası da, merkezi sinir sistemini etkileyerek depresyon, sinirlilik ve hiperaktiviteye de yol açabiliyormuş. Aman Tanrım, demek anneannemin bundan dolayı temizlik yaptıkça daha da temizleyesi geliyordu!

Evimizde mikrop kalmasın diye kullandığımız bazı yer silme sularında ve çamaşıra kattığımız beyazlatıcılarda fenol, etanol, formaldehit, amonyak ve klor gibi kanserojen maddeler de olabilirmiş…

Bir kova sıcak suya yarım bardak boraks da aynı işi görüyormuş. Miş de miş… Tabii ben tıp dilinden pek bir şey anlamıyorum diye yabancı kelimeler kullanıp duruyor.
İçim katıldı artık. Seans bitti eve geldim çocuklar gelmeden bol çamaşır suyuyla eşiği banyoları sildim. Lavaboları ovdum rahatladım. İçime de bir kuşku düşmedi değil!

Dünya üzerinde üç milyar kadın bu temizlik maddeleriyle her gün temasta onların da kanser olma riski yok mu?
Milyonlarca temizlik ürünü markası var. Hepsi kanser yapıyorsa niye kanser yapmayanından üretmiyorlar? Ee, neyle temizleyeceğiz kirleri?
Kafam allak bullaktı. Uzmanını bana bulup en doğruyu öğrenebileceğim yeri aradım, temizlik malzemelerinden gerçekten kanserojen olanlarını öğrenmek istediğimi söyledim.

Satın alırken içeriğini mutlaka okumalıymışız! Ovarak temizlemede kullandığımız tozların neredeyse tamamı, beyazlatıcı ve leke çıkarıcı etkisi olan klorlu çamaşır suyu içeriyormuş. Toz halindeki klor, suyla karıştığında, göz, burun, boğaz ve ciğerler için tahriş edici olabilen klor gazını oluşturuyormuş Bu da kanserojen.

Ev temizliğinde kullanılan ürünlerde çeşit çeşit zehirli kimyasal maddeler varmış! Bu ürünlerin çoğu doğrudan kanalizasyona akıp, su sistemlerimize karışıyormuş.

Bu kimyasallar, yiyip içtiklerimizle de vücudumuza depolanıyor ve "fazla yüklenme" olduğunda zehirlemeye başlıyor, çeşitli hastalıklara yol açıyormuş! Kronik yorgunluk sendromu, deri hastalıkları, alerjiler, karaciğer sorunları, lenf kanseri gibi…
(Tanrım! Ondan demek bu kadar çok lenf kanseri var çevremde!!)
Ekolojik araştırmalar ve doktorlardan toplanan bilgileri kızcağız bana anlattıkça tüylerim diken diken oluyor, bir yandan da evi temizlemezsem kendimi ne kadar kötü hissedeceğimi kestirmeye çalışıyordum.“Peki, zararsız temizlik malzemesi yok mu?” Diye sordum. Olmaz olur mu dedi.

Çamaşır sodasının klorsuz olanını kullanın hanımefendi dedi. Yağların, kirin, pek çok petrol ürününün etkin temizleyicisidir. Aynı zamanda su yumuşatıcı ve sabun köpürtücü özellikleri de bulunur.

Ovma kremi olarak 1 bardak karbonata iki kaşık boraks karıştırıp kullanabilirsiniz. Bu karışım banyodaki her şeyi temizlemek için kullanılabilir.

Banyo yerlerini temizlemek için; 4 litre sıcak suya 1 çorba kaşığı karbonat, 1 tatlı kaşığı boraks, iki kaşık çamaşır sodası, yağ parçalayıcı özelliğinden dolayı yarım bardak sirke ve arapsabunu ekleyin yerleri sileceğiniz sağlıklı bir temizleyici elde edersiniz!

“Mesela mobilya cilalarının, özellikle sprey olanları kullanırken çıkan gazların solunması ya da yutulması ciddi bir tehlike” dedi.
Çoğunun yapımında zehirler, insan için kanser yapıcı olduğundan şüphelenilen fenol kullanılırmış. Ürün alırken içinde ne olduğuna bakın ve bu maddeler varsa kullanmayın dedi. Fenol deriye temas ederse, şişme, soyulma, kurdeşen ya da sivilceler oluşturabilirmiş. Dâhili olarak çok az miktarda bile alınması dolaşım sistemin çökertirmiş!...
Soğuk ter, koma ve ölüme neden olabilir dedi. Mobilya ve yer cilalarında çok zehirli nitrobenzen, akrilonitril, amonyak, deterjan, yapay kokular ve nafta de olabilirmiş…

Aman Allah’ım! Doktor haklıymış. Yarından tezi yok kendi deterjanımı kendim yapacağım… Hadi ben bunları detaylarıyla öğrendim, ya diğer kadınlar? Kendilerini, sevdiklerini hatta gelecekteki torunlarını zehirlediklerin nasıl farkında olacaklar?
Temizlik ürünlerinin zehirli olanlarının üzerinde “her şeyi mahvediyorsunuz” diye yazmıyor ki?

Üstelik kendi neslini para için öldüren bir suçlu olarak tarihe kazılacaklarını bile bile...

Muazzez'in günlüğünden

14.08.2009 (Andrea And)
www.aysenuryazici.com'dan alıntıdır.

5 Aralık 2010 Pazar

Perşembe günlerini balık günü ilan ettiğimizi söylemiştim ödül yazımda. Bu da bu perşembe akşamının şanslı balığı mezgit. Mezgit sevmeyen yoktur zannımca. Yumuşacık ve beyaz etiyle bizim favorimiz mezgit. Özellikle fileto olarak alıyorum kılçıksız ve bol etli olunca kısa zamanda tükeniyor sofrada. 
Aslında daha önceden yaptığımız palamut ve levreğin fotoğraflarını çekecek kadar vaktimiz olmadığı ve hemen yemeğe geçtiğimiz için sizinle paylaşamıyorum ne yazık ki! Ya misafirim oluyor ya da ben misafirlikte olduğumdan o telaş içinde fotoğraf çekemiyorum. Bunu da sofraya getirdiğimizde kaşla göz arasında çektim:) 

Malzemeler:
1 kg mezgit fileto
1 su bardağı mısır unu
Tuz
Kızartmak için sıvı yağ

Yapılışı:
Mezgitleri mısır ununa buluyoruz. Tavaya ne çok fazla(kızartmalardaki gibi) ne de az(hamsi tavada olduğu gibi) sıvıyağ koyup tavayı iyice kızdırıyoruz. Balıkları önlü arkalı kızartıyoruz. Balıklar altın sarısı bir renk alıyor. 

AFİYET OLSUN:)

BALIĞIN FAYDALARI:

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, balık ve diğer deniz ürünlerinin, insanlık tarihi boyunca başlıca besin kaynaklarından olduğunu, insanların yerleşik düzene geçmeden önce bile kolay elde edilebildiği için balık ve diğer deniz ürünlerinin en çok tüketilen besinler arasında yer aldığını belirtti.

Su ürünlerinin besin bileşimleri bakımından insanın gereksinim duyabileceği tüm maddeleri içerdiğini bildiren Yrd. Doç. Dr. Berik, bu ''muhteşem maddeleri'' alan ve hareketli bir yaşam süren insanın sağlam bir zihin ve vücuda sahip olacağını söyledi.

Yrd. Doç. Dr. Berik, su ürünlerinin gıda olarak iyi ve kaliteli protein kaynakları arasında yer aldığını, yüzde 18-25 oranında protein içerdiğini belirterek, ''Su ürünlerinin içerdiği protein biyolojik olarak değerlidir ve her besindeki protein içeriğinde bulunmayan insan için elzem amino asitleri ideal oranlarda içerir'' dedi.

A, K VE D VİTAMİNİ DEPOSU

Balık etinin, kemik gelişiminde, gözün farklı ışıklara uyum sağlaması ve görebilmesinde, vücudun bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli rolü olan A vitamini; kalsiyumun kemiklere yerleşmesi, kemik sağlığı ve gelişiminde görevli olan D vitamini ve özellikle kanın akışkanlığında görevli K vitamini bakımından oldukça zengin olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik, şunları söyledi:

''Haftada üç kez düzenli balık ve diğer su ürünlerinden tüketme vücudun tüm gereksinimi karşılıyor, her gün tüketmenin ise bir zararı olmuyor. Balık etinin yağ içeriğini temel olarak uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri oluşturur. Bu yağ asitleri göz sağlığı, kanın akışkanlığı, beyin fonksiyonları, kalp krizi, kalp damar hastalıkları, damar sertliği, depresyon, migren, eklem romatizmaları, şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve tansiyon ile kanser gibi pek çok hastalıktan korunmada önemli sağlık etkilerine sahiptir.''

''HALK SAĞLIĞINI KORUYACAK DOĞAL İLAÇ''

Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik, söz konusu olumlu etkilerinin sağlanabilmesi için haftada en az 300 gram yağlı balık tüketiminin önerildiğini, uzmanların hamilelik ve emzirme döneminde olan kadınların anne ve çocuk sağlığı açısından haftada en az 3-4 kez balık tüketmesi gerektiğine işaret ettiğini kaydetti.

Halk sağlığını koruyacak başlıca doğal ilacın su ürünleri olduğunu vurgulayan Berik, bu ürünlerin bebeklerden, yaşlılara, hastalardan, sporculara, hamilelerden kısırlık tedavisi görenlere kadar herkesin sofrasında yer alabilecek koruyucu ve destekleyici ender gıdalar arasında bulunduğunu söyledi.




24 Eylül 2010 Cuma

Dün akşam bir hapşırık kriziyle beraber boğaz ağrısını müteakiben halsizliğim başladığı için günü zor bitirip bu saatte kendimi eve attım. Tarif eklemeye uzun zaman ara vermek istemiyorum ama elde olmayan nedenlerden ötürü ara açılabiliyor. O yüzden eve gelir gelmez ilk işim yazı yazmak oluyor. 
Mahlebi sevmeyen var mı bilmiyorum ama ben sıklıkla kullanıyorum. Sadece yemeklerimize mamalarımıza koku ve tat vermenin dışında birçok faydası var. Buyurun aşağıdan okuyalım.


TANIMI:

Mahlep idris ağacının meyvelerinin iç kısmının öğütülmüş haline denir.
Yabani kiraz ağacının nohut büyüklüğündeki meyvesidir.Meyveleri siyah ve ekşidir.Kendine has tat ve kokusu vardır.

KULLANILDIĞI YERLER:

>Çeşitli hamur işlerinde özellikle paskalya çöreği yapımında ve sütlü tatlılarda kullanılır.
>Hamur işlerinde ve sütlü tatlılara tat ve koku vermek için kullanılır.
>Öğütülmüş halde yiyeceklere ilave edilir.

YETİŞTİRİLDİĞİ YERLER:

Vatanı Avrupa ve Batı Asya’dır. Türkiye de ise Tokat, Niksar, Zile, Amasya, Çorum ve Mardin gibi dağ yamaçlarında, kalkerli arazide rastlanır.

MAHLEPİN FAYDALARI:

-Solunum yollarında : Astım, balgam sökücü olarak kullanılır.
-Böbreklerdeki taş sancısında,
-Midede hazımsızlıkta ve aşırı gazda,
-İdrar tutukluğunda,
-Karaciğer zayıflığında,
-Prostat büyümesinde,
-Şekeri düşürmede faydalıdır.
Alıntıdır.

Malzemeler:
1 çay bardağı ılık süt
1 çay bardağı ılık su
2 yumurta
150 gr tereyağı (Oda sıcaklığında)
1 paket instant maya (10 gr)
2 çorba kaşığı şeker
Tuz
1 çay kaşığı mahlep
Aldığı kadar un (3-3,5 su bardağı)

Yapılışı:
1 yumurtanın sarısını kenara ayırdıktan sonra tüm malzemeleri karıştırıp hamuru dinlenmeye bırakalım. Hamur kabarıp 2 katını aştıktan sonra elimizle yuvarlak şekiller vererek yağlanmış veya yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizelim. Tepside de 1 saat kadar beklettikten sonra üzerine yumurta sarısı sürüp 180 derece fırında pişirelim. 

AFİYET OLSUN:) 

14 Ağustos 2010 Cumartesi



Ramazan ayında uzun bir açlıktan sonra hazırlanmış zengin iftar sofraları, bu aya özgü yapılan çeşit çeşit yemekler… ve sonrasında bu dönemde yanlış beslenmeye bağlı kilo alma, uykusuzluk, hazımsızlık ve diğer sağlık problemleri…

Vücut bio ritmini değiştiren bu dönemde; geleneksel hale gelmiş yoğun kalorili, yağlı, şekerli ziyafet sofraları, sadece su ile tutulan oruçları, orucu kolaylaştırmak adına günün büyük kısmını uyku ile geçirenleri ve geçen yıllardan farklı olarak ramazan aylarının artık kısa kış günlerinde değil uzun yaz günlerine denk geldiğini düşününce; ramazan ayı için vücudumuzdaki değişikliklerin bilinmesi ve beslenme adına bazı tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Oruç sırasında metabolizmadaki değişimler şöyle özetlenebilir;
- Gün boyunca kan şekeri düşmekte vücut ısısı azalmaktadır. Bu nedenle üşüme, halsizlik, baş ağrısı ve işe karşı bir isteksizlik yaşanmaktadır.
- Bu dönemde uzun süren açlık 2. haftada metabolizmanın adaptasyonu gereği metabolik hızda düşme meydana getirmektedir. Metabolik hızın yavaşlamasına, su ve posa tüketiminin yeterli olmamasına bağlı kabızlık oluşabilmektedir.
- Gün boyunca su tüketimi olmayacağı için vücudumuzun asit- baz dengesi bozulmakta, Uyku düzeni de değişmektedir.
- Ayrıca uzun süreli açlık sonrası çok hızlı ve fazla besin tüketildiğinde kan şekerinin hızla yükselmesi ve ani düşüşü (hipoglisemi ), ani mide gerginliği, tansiyon yükselmesi ve nörolojik hormonların hızlı salgılanması gibi sağlık problemlerinin gelişmesinin de muhtemel olduğu unutmamalıdır.

Tüm bu nedenlerden dolayı Ramazan boyunca sağlıklı beslenmek elzem hale gelmektedir.

Ölçülü ve yerinde tüketim ile hem damak tadınızı hem de sağlığınızı memnun edebilmeniz mümkündür.

Öncelikle bilmek gerekir ki , oruç tutmak sağlıklı insanlar içindir, kilo verme yöntemi değildir. Kilo problemi olanlar ramazanı fırsat olarak görmemeliler.Kilo vermek için oruç tutanların kilo vermek yerine tam tersine kilo aldıkları hiç şaşırtmamaktadır.
Oruç tutarken zayıflama diyeti uygulayanlar da ise, uzun süre aç kalma, hareket azlığı, metabolizma hızının yavaşlamasına bağlı olarak; normal beslenme sırasındaki kadar kilo kaybı ile sonuçlanmayabilmektedir. Zayıflama diyeti uygulayanlar bu dönemde bir diyetisyenle görüşüp ramazan dönemi ile uyumlu olacak şekilde beslenme programlarını güncellemeliler.

Uzun süreli uykular ve hareketlerin kısıtlanması nedeniyle oruç tutarken fiziksel aktivite azalıyor , bu durum oruç tutmayı kolaylaştırsa da ramazanı kilo almadan geçirmek istiyorsak hareketlerinizi kısıtlamayınız.


Ramazanda sağlıklı beslenmek için nelere dikkat edilmelidir:

- Mutlaka sahura kalkılmalı ve yemek yemek yerine hafif ve protein içeriği fazla olan gıdalar (midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktirirler) yumurta, süt, yoğurt, peynir gibi gıdalar, Kahvaltı şeklinde bir öğün olarak tüketilmelidir.
- Sahurda yenilen hamur işleri, kızartmalar vb. yiyecekler gece yatmadan önce yenilip yatıldığı için sabah kalkınca midede ağırlık, ekşime, yanma hissedilmektedir. Bu durumu engellemek için sahurda hiç yemek yememe yerine sütlü veya sulu çorbalar ,kahvaltı türü yiyecekler tercih edilmelidir.
- Yemekleri azar azar, iyice çiğneyerek tüketiniz.
- İftar ve sahur arasındaki sürede sık sık ve azar azar beslenilmelidir (sahur, iftar ve 1 – 2 ara öğün şeklinde).
- İftarda orucunuzu hafif bir yemekle açın.. - Ana yemek olarak etli veya etsiz sebze yemekleri, haftada 1-2 gün kırmızı et, 3-4 gün beyaz et, 1-2 gün de kurubaklagil yemekleri tercih ediniz. Menünüz de yoğurt,cacık,ayran gibi protein ve kalsiyumu yüksek gruba da yer verilmelidir.
- Yemeklerin seçiminde çok yağlı, çok tuzlu ve aşırı tatlı besinlerden kaçınmak gereklidir. Oluşabilecek kabızlığı önlemek için, lif oranı yüksek gıdalar (kurubaklagiller, kepekli tahıllar, sebze ve meyveler) tercih edilmelidir.
- Daha hafif ve sağlıklı olması için yiyecekler kızartma ve kavurma yerine; haşlama, ızgara yapma, buğulama veya fırında pişirme yöntemleri ile hazırlanmalıdır.
- İftar ve Sahur arasında sıvı gereksinimini karşılamak için ortalama 2.5-3 litre su tüketilmelidir. Ayrıca ayran, taze sıkılmış meyve suyu ve meyveler bal ve pekmezle tatlandırılmış bol meyveli kompostolar da tüketilebilir.
- ağır tatlılar yerine; hafif tatlılar tercih edilmelidir

- Sadece su içerek oruç tutmak sakıncalıdır. Bu durumda yorgunluk, dikkatte azalmalar olur. Sahura kalkılmadan oruç tutulursa aç kalma süresi artacağından metabolik hız düşer ve halsizlik, baş ağrısı görülür.
Şeker hastaları için oruç tutmak son derece sakıncalı olabilir. Kan şekeri kontrolü vücut tarafından sağlanamadığı için hayati tehlikeler söz konusu olabilmektedir. Örneğin insülin yetersizliği ve şeker kullanımında dengesizlik olduğu için iftardan sonra hiperglisemi koması olabilir, felç veya ölüme neden olabilir.


Oruç, gebelik döneminde özellikle gebeliğin üçüncü ayından itibaren; annenin kan şekeri düzeyi gebelik öncesine göre daha inişli çıkışlı olduğu için yemek sonrası kan şekeri hızla yükselebileceği gibi açlık dönemlerinde çok daha çabuk düşebilir. Bu nedenle annelere gebelik süresince sık sık küçük miktarlarda yemesi öğütlenir. Gebeliğin ilk aylarında görülen bulantı, uzun süren açlıklarla daha kötü bir hal alabilmektedir. Özellikle çalışan anne adayları, ergenlik yaştaki hamileler, hamilelik öncesi hastalıkları olan veya düşük kilolu hamile kalanlarda bu dönemde daha dikkatli karar vermeliler. Ayrıca anne adayında şeker, gebelik şekeri veya yüksek tansiyon gibi sorunlar varsa kesinlikle uzun süre aç kalmamalıdır. Bu gebelerin oruç tutması doğru değildir.
Emzikliler de ise sıvı alımı azalacağından süt salınımı etkilenebilmektedir, bebeğin yeterli anne sütü alması engellenebilmektedir.

Bununla birlikte , seyahatte olanlar, akli dengesi ve psikolojik durumu bozuk olanlar, çok yaşlı ve hasta olan insanlar, ağır kalp ve böbrek hastası olanlar, mide ülseri, safra kesesi iltihabı veya taşı olanlar, karaciğer yetmezliği olanlar ve ağır enfeksiyon geçirenler için de oruç tutmak risklidir.
Herhangi bir hastalığı olan ve ilaç kullanan insanların oruç tutmadan önce mutlaka doktoruyla görüşmesi gerekmektedir.

Sağlıklı Beslenme Önerileri;
Ramazan ayı süresince yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir. Yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlamak için 4 besin grubunda yer alan besinlerden yeterli miktarlarda tüketilmesi gereklidir. Bu dört besin grubu süt ve süt ürünleri, et- yumurta-kuru baklagiller grubu, sebze-meyve grubu ile ekmek ve tahıllar grubudur.


Öğünler; sahur ve iftarda iki ana öğün ile, iftardan sonra 1-1.5 saat aralıklarla iki ara öğün olarak düzenlenmeli, azar azar küçük porsiyonlar şeklinde beslenilmelidir.


Oruç tutanların mutlaka imsak saatine yakın bir zamanda sahur yapmaları sağlığın korunması açısından önemlidir. Sahurda sadece su içerek niyetlenmenin veya gece yatmadan önce sahur yapmanın zararlı olduğu unutulmamalıdır. Çünkü bu beslenme tarzı yaklaşık 12 saat olan açlığı, ortalama 18 saate çıkarmaktadır. Bu da açlık kan şekerinin daha erken saatlerde düşmesine ve buna bağlı olarak günün daha verimsiz geçmesine neden olmaktadır.


Sahur yemeğinde süt, yumurta, domates, salatalık, yeşil sebzeler ve tercihen tam buğday unundan yapılmış ekmekten oluşan hafif bir kahvaltı yapılmalı ya da çorba, sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan bir öğün tercih edilmeli, vücut direncini artırmak ve vücuda yeterli miktarda vitamin ve mineral alınmasını sağlamak için sebze ve meyveler sık tüketilmelidir. Aşırı yağlı, tuzlu, şekerli ve unlu gıdalardan uzak durulması uygundur.


İftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanılması, 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilmesi uygundur. Yine enerji veren ancak kan şekerini dengeli bir biçimde yükselten besinler (beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, tam buğday ekmeği veya kepekli makarna gibi posalı besinler) tercih edilmelidir.


Hava sıcaklığı nedeniyle kaybolan su ve mineral kaybını yerine koyabilmek amacıyla iftardan itibaren sahur sonuna kadar bol su ve sıvı (ayran, taze sıkılmış meyve suları, sebze suları vb.) alımına özen gösterilmelidir.


İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine; yazın daha sıklıkla tercih edilebilecek sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç, muhallebi, dondurma vb.) veya meyve tatlıları tercih edilmelidir.


Ramazan’ın yemek kültürü açısından en bilinen özelliği iftar sofralarındaki çeşitlilik ve bolluktur. Oruç nedeniyle gün içinde kan şekerinde düşüş olduğundan özellikle iftarda hızlı yemek yenilmekte ve çok miktarda besin tüketme isteği doğmaktadır. İftar sofralarında bir insana yetecek yemeğin 2-3 kat fazlası bulunabilmektedir. Beyin, doyma emrini yemekten 15-20 dakika sonra verir. Çok hızlı yemek yenildiğinde bu süre zarfında yüksek miktarda, enerjisi yüksek besinler yenilebilir ve bu durum ilerleyen günlerde kilo alımına da zemin hazırlar. Bu nedenle yemekler yavaş yenilmeli, besinler ağızda iyice çiğnendikten sonra yutulmalıdır.


İftar yemeğinden sonra kısa mesafeli yürüyüşler yapmak sindirime yardımcı olması açısından yararlı olmaktadır.


Yaz aylarında iftar veya sahur sofralarında yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalı; yemekler ayçiçeği yağı, mısırözü yağı, fındıkyağı vb. bitkisel sıvı yağlar ile pişirilmeli, salatalarda zeytinyağı kullanımına özen gösterilmelidir. Ancak yemekleri pişirirken kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara ve fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir.


Beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı olarak oluşabilecek kabızlığı önlemek için, yemeklerde lif oranı yüksek gıdalar (sebzeler, kurubaklagiller, kepekli tahıllar vb) ve ara öğünlerde de taze ve kuru meyveler, ceviz, fındık, badem gibi kuru yemişler tercih edilmelidir.


Özellikle yaz aylarında dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminden kaçınılmalı, çabuk bozulan potansiyel riskli besinler (et, yumurta, süt, balık vb.) açıkta bekletilmemeli, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmelidir.
Kronik hastalığı olan kişiler, oruç tutmadan önce ilgili uzman hekime danışmalıdırlar.


8 Ağustos 2010 Pazar


Pratik yemekler her zaman tercih sebebidir benim için. Eğer işten gelmişsem bir çırpıda yapılıp bitecek, yenecek yemekler olmalı. Ama izin günlerimde günümü mutfakta geçirmenin keyfi asla bir başka şeyde yok. Eğer eşimle iznimiz denk gelmediyse sabah temizliğimi yapar kendimi mutfağa atarım. Canım kısır çektiyse onu yaparken bir yanda dolaptakı malzemelerden birini görüp aaa şunuda yapayım, bunuda yapayım derken üç beş çeşit çıkarmışım kendimce :)
Tabi evde iki kişi olunca birde yapılanları bitirmek mesele haline geliyor. Ki ben yemek yapmayı yemekten daha çok seviyorum. hal böyle olunca ya arkadaşlarımı çağırıyorum, ya eşimin işyerine gönderiyorum ya da ben işe götürüyorum. Eşimin işyerindekilerin teşekkürlerinin yanında yengeden devamınıda bekliyoruz şeklinde söylemleride olmuyor değil.
Bizim evimizde en çok tüketilenlerden biri mantardır. Sık sıkta pişiriyoruz dolayısıyla. Eşimde bende çok seviyoruz mantarı.Hangimiz alış veriş yaptıysak muhakkak poşetimizde mantarda yerini alıyor.


Pamukkale Üniversitesi Mantar Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Kudret Gezer, mantarın insan vücudu için çok önemli bir besin kaynağı olduğunu belirterek, mantarda bulunan bileşiklerin 'Sarcoma-180' adı verilen tümörlerin gelişmesini yüzde 80 oranında durdurduğunu söyledi.

Protein miktarı yüksek, içeriğinde şeker ve yağ miktarı oldukça az olan mantarın, diyet için de ideal bir besin olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Gezer, "Yağ ve karbonhidrat miktarı düşük olduğu için kalp ve damar hastalıklarında tavsiye edilebilir. 100 gram mantarda bulunan protein oranı, aynı miktardaki sütteki protein ile eşdeğerdir. Ayrıca 100 gram mantardan alınan 2-5 gram protein, vücutta depolanmadan günlük olarak harcanırken, 100 gram hayvani gıdadan alınan 3-8 gram protein vücutta depolanarak damar çeperinde birikir ve kalp-damar hastalıklarının sebeplerinden biri olabilir" şeklinde konuştu.

PAÜ Öğretim Üyesi Yrd.Doç. Dr. Kudret Gezer, aynı zamanda sakinleştirici özelliği olan mantarın içeriğindeki folik asitin kansızlığa da iyi geldiğini kaydederek, "Şeker hastalarının, böbrek ve karaciğer rahatsızlığı olanların mantarı tüketmelerinde yarar var" dedi.

Pamukkale Üniversitesi Mantar Araştırma ve Uygulama Merkezi (PAÜMMER) laboratuarında misel üretim çalışmaları, mikroskobik yapı çalışmaları, havalandırma, nemlendirme ve ısıtma sistemlerinden oluşan kontrol sistemleri uygulanması ve araştırılmasının yapıldığını belirten Gezer, merkezdeki uzmanların, Türkiye'de de yenilebilir ve yenilemeyen 2 bin 500 mantar çeşidinin bulunduğu dikkate alındığında, merkezin çalışma esasının Türkiye'deki mantar çalışmalarının eksikliğini gidermesi açısından önemli olduğunu söyledi.

Merkez olarak yaptıkları çalışmalarda Honaz ilçesinde 122, Başkarcı beldesinde de 100'den fazla mantar çeşidine rastladıklarını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Gezer, Buldan, Babadağ ve Denizli dışında Afyonkarahisar ve Uşak'ta da çalışmalar yürüttüklerini belirti. Türkiye'de mantar tüketiminin son yıllarda arttığını, bunun nedeninin de, insanların zehirli mantar konusunda bilinçlenmeye başlaması olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Gezer, vücuda birçok yararı olan mantarın üretiminin ve tüketiminin artırılması amaçlı projeler geliştirdiklerini kaydetti. Merkezin halen devam etmekte olan 2'si TÜBİTAK, 2'si üretime yönelik sanayi projesi, 2'si de BAP olmak üzere toplam 6 projesi bulunduğunu kaydeden Gezer, halkın güvenle mantar tüketebilmesi için kapalı ambalajlarda, Sağlık Bakanlığı onaylı mantar satışının yapılabileceğini söyledi.

Yrd. Doç. Dr. Kudret Gezer kültür mantarının zehirli olmadığını insanların rahatlıkla tüketebileceklerini belirterek, mantar satın alırken dikkat edilmesi gereken özellikleri şöyle belirtti:

''Taze görünümlü, sıkı dokulu, temiz ve tombul, parlak rengini ve canlılığını yitirmemiş olmalıdır. Belirli oranda nem içermeli ancak küf kokusu barındırmamalıdır. Pörsümüş, üzerinde yumuşak dokular oluşmuş mantarlar alınmamalıdır. Açık krem rengi ve beyaza yakın olan mantarlar satın alınmalıdır. Mantar ağzı hafifçe kapatılmış, kahverengi karton veya bez torbalar ile cam kaplarda buzdolabında saklanmalıdır.''
FIRINDA MANTAR
Malzemeler:
  • Yarım kilo mantar
  • 100 gr kaşar peyniri
  • 2-3 diş sarımsak
  • Tuz, karabiber, kimyon...
Yapılışı:
Mantarların saplarını gövdelerinden ayırıyoruz. Mantarları dilerseniz yıkadıktan sonra kararmaması için limonlu suda bekletebilirsiniz. Ama ben ne kadar yıkarsam yıkayayım limon tadı aldığım için bekletmiyorum. Belkide bana öyle geliyor:) Mantarların saplarını ince ince kıyıyoruz ya da robottan geçiriyoruz. İçine kaşarı rendeliyoruz ve sarımsakla baharatları ekleyip karıştırıyoruz. Bu karışımı fırın tepsisine dizdiğimiz mantarların içine koyuyoruz. 180 derece fırında pişiriyoruz.
AFİYET OLSUN:)

4 Ağustos 2010 Çarşamba


Havalar o kadar sıcak ki mutfakta ocağın karşısına geçmek tam bir işkence. Zaten canımızda yemek yemek istemiyor. Hep böyle aperatif, içimizi serinletecek yemekler arıyoruz.
İşyerinde sürekli bilgisayar başındayım. Çalıştığım oda çok küçük, üç tane bilgisayar ve bir vantilatör var. Garibim vantilatör kendi kendine dönüyor kimseye bir faydası olmuyor. Sabah sekizden akşam beşe kadar neredeyse 3 litreye yakın su içiyorum. Su dururken bile kaynıyor neredeyse... Hal böyle olunca değil yemek yapmak, yemek bile işkence oluyor.
Yoğurtlu biber annemin sabah kahvaltılarında; makarnanın, kızartmaların yanında yaptığı ve benim çok sevdiğim bir yemek. Bende sık sık yemek olarak ya da yemeğin yanına salata olarak fazlaca yapıyorum.
Yumurta salatası ise benim haşlanmış yumurta sevmeyişime bir çözüm niteliğinde. Sevgili yengemden aldığım bu tarifi çok seviyorum. Yumurtanın ne kadar faydalı olduğunu bildiğim için kendimi bu şekilde yumurta yemeye zorluyorum. Yumurtayı bu şekilde yaptığım gibi haftasonları haşladığım yumurtaları dilimleyip, üzerine limon sıkıp çeşitli baharatlarla karıştırıyorum. Bu şekilde yumurta kokusu gidiyor bende yiyebiliyorum.
Biberin Faydaları

Türk mutfağının vazgeçilmez sebze öğelerinden biri olan Biber’i veren bitkisi, Patlıcangiller’dendir. Anayurdu Güney Amerika’ dan tüm dünyaya yayılıp ülkemizde de bol bol yetiştirilen biberin, 700 kadar türü vardır. 50-100 cm. kadar boylanan biryıllık otsu bitki biberin sap ve dalları zamanla odunsulaşır. Bazı yerlerde ikiyıllık bitki olarak gelişmekte ve çalmışı görünüş kazanmakta; hatta tropik bölgelerde ağaççık haline gelmektedir.

Biber bitkisinin türlere göre değişmekle birlikte, uzunca oval biçimli, kenarları düz yapraklarının rengi, yeşilin açıktan koyuya kadar değişen tonlarında olur. Yaz aylarında açan küçük çiçekleri, beyaz ve ender olarak menekşe rengindedir. Biber meyveleri renk, biçim, büyüklük ve tat bakımından türlerine göre büyük farklılıklar gösterir. Meyvenin kabuğu, disk biçimindeki kirli beyaz renkli ufak tohumlarının kümesinden bir boşlukla ayrılır.

Ülkemizde dolmalık, sivri, çarliston, domates, süs vb. türleri yetiştirilmektedir. Biber meyvesi taze olarak salatalara katılır, öylece yenilir; dolması ve turşuları yapılır. Acı biberler baharat olarak sıkça kullanılır. Domates biberinin salçası yapılmakta ve ayrıca biberler, türlü yemeklere katılmaktadır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. dolmalık ya da sivri taze biberin içerdiği besin değerleri şunlardır: 22 kalori; 1,2 gr. protein; 4,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 1.4 gr. lif: 22 mgr. fosfor; 9 mgr. kalsiyum; 0,7 mgr. demir; 13 mgr. sodyum; 213 mgr. potasyum: 420 IU A vitamini; 0,08 mgr. B1 vitamini; 0,08 mgr. B2 vitamini; 0,5 mgr. B3 vitamini; 0.26 mgr. B6 vitamini; 9.8 mcgr. folik asit; 128 mgr. C vitamini ve 0,7 mgr. E vitamini.

Acı kırmızı biberlerin bazı besin değerleri daha da yüksektir. Şöyle ki: 32 kalori; 3.840 mcgr. A vitamini kaynağı betakaroten: 140 mgr. C vitamini ve 0,8 mgr. E vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda görülen ve bazıları oldukça yüksek olan besin değerlerinin yanı sıra;

o Biberler, içerdikleri antioksidan ve diğer maddelerle bedenin birçok kanser türüne ve kalp hastalıklarına yakalanma rizikosunu azaltır; felç geçirme ve katarakt illetine tutulma tehlikesini en aza indirger.

o C vitamini yönünden zenginliği sayesinde biberler, bedenin hastalıklara direncini artırır, soğuk algınlığının ilk aşamasında iyileştirici olur.

o Biberler, içerdiği yüksek orandaki lif nedeniyle pekliğe (kabızlığa) iyi gelir.

o Özellikle acı biberler akciğerlerin ilacı olur: Balgam söktürücü işlevleri vardır; kronik bronşit ile anfizemi önler ve hafifletir; solunum zorluklarını giderir.

o Gene acı biber, damarlarda pıhtılaşmış kanı çözer, ağrı geçirir ve hastaların kendisini iyi duyumsamalarını sağlar.

o Ayrıca tüm biberler mideyi uyarır, sindirim salgılarını artırır. İştahı açar ve sindirimi kolaylaştırır. İdrarı artırır, tüm bedeni uyana olurlar.

Bütün bu önemli etkilerinden faydalanmak için biber türleri günlük diyete katılmalı ve bol bol tüketilmelidir.

Dikkat: Acı biber aşırı olarak alınırsa, mide ve bağırsaklarda tahrişlere yol açabilir, hatta böbreklerde, karaciğerde rahatsızlanmalara neden olabilir.
Alıntıdır...
Yumurtanın Faydaları
Yapılan bir araştırma, kahvaltıda yumurta tüketmenin, vücut yağlarının yakılmasında önemli rol oynadığını ortaya koydu.

İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü'nde yapılan araştırmaya göre , besinler içerisinde en kaliteli proteine sahip gıdanın yumurta olduğu tespit edildi . Yumurta proteini, dışarıdan alınması gerekli olan ‘elzem amino asitleri’ yeterli ve dengeli miktarda içerir. Yumurta sağlıklı yaşam açısından gerekli A, D, E ve B grubu vitaminleri başta olmak üzere birçok vitamini önemli oranda içerir.

Protein, vitamin ve mineral açısından oldukça zengin olan yumurta, özellikle çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi açısından büyük önem taşır.

Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Boyacıoğlu:“Kolin içeren yumurta, beynin gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Yumurtanın faydaları saymakla bitmez. Yumurta konusunda dünyanın farklı ülkelerindeki üniversitelerde çeşitli araştırmalar yapılıyor. ABD’de bir üniversitede yapılan araştırmada, kahvaltıda yumurta yemenin vücut yağının kaybedilmesinde etkili olduğu belirlendi. Yağsız kas kitlesinin korunmasına yardımcı olan ‘lösin’ amino asidinin zengin bir kaynağı olan yumurta, vücut yağının yakılmasında önemli rol oynuyor.”

Üniversitede 10 hafta süreli yapılan araştırmada, kahvaltıda yumurta, düşük yağlı süt ürünleri ve yağsız et gibi ‘lösin’ amino asidince zengin protein tüketen kişilerin, kahvaltılarında karbonhidratça zengin bir diyetle beslenen kişilere kıyasla iki kat daha fazla yağ kaybettiklerinin belirlendi, böylece yumurtanın farklı bir faydası daha tespit edildi.


Kaynak:THE HEALTH NEWS 2005 http://www.thehealthnews.org/

YOĞURTLU BİBER




Malzemeler:

  • 10 adet yeşil biber
  • 5 çorba kaşığı sıvıyağ
  • 1 kase sarımsaklı yoğurt
Yapılışı:
Biberleri küçük küçük doğrayın. Sıvıyağda kavurun. Biraz soğuduktan sonra üzerine sarımsaklı yoğurt ekleyin.

AFİYET OLSUN:)
Yumurta Salatası


Tarifinde ölçü vermeyeceğim. Siz kişi sayısına göre istediğiniz miktarda hazırlayabilirsiniz.
Malzemeler:
  • Yumurta
  • Maydanoz
  • Zeytinyağı
  • Limon
  • Tuz, karabiber,kimyon,kırmızı pul biber

Yapılışı:

Yumurtaları haşlayın. Boylamasına ikiye ayırın. Benim yumurtalar biraz garip çıktı sarısı dibine yapışıkmış o yüzden istediğim gibi olmadı. Sarıları kenara ayırın. Bunun içine maydanoz, limon,yağ ve baharatları atıp karışıtırın. Bu karışımı çıkardığınız sarıların yerine kaşıkla koyun.

AFİYET OLSUN:)



22 Temmuz 2010 Perşembe


Patatesle ilgili düşüncelerim 3-2-1 pişir yarışma progamındaki aşçılardan Melis Sadıkoğlu'nun bu yazısını okuduktan sonra tamamen değişti. Ben patatesi sadece nişastadan ibaret sanıyordum. Patatesin bu kadar besin değeri yüksek bir besin olduğunu tahmin etmemiştim. Benim gibi düşünenler varsa bu yazıyı okumasını tavsiye ediyorum.

"Genel olarak yemeğe bakış açımız, akşamları eşin ve çocukların önüne konacak, karınlarını doyuracak ürün kombinasyonu tadında olsa da, aslında milletlerin tarihi olduğu gibi, yiyecek maddelerinin de tarihçesi ve enteresan hikayeleri bulunmakta. Bu hafta patatesten bahsedelim istiyorum.

Alçakgönüllü sebzemiz patates nasıl olduysa ilk olarak Amerika kıtasında yeşermiş. İnkalar ona tanrısal bir anlam yüklemişler. İspanyol istilacılar Güney Amerika kıtasında bugün Peru olarak bildiğimiz ülkeyi işgal ettiklerinde İnka hazineleri kadar patates de dikkatlerini çekmiş. Keşif ve istilanın başındaki kumandan Pizzaro, tamı tamına 1535 yılında patatesi, İspanya kralına takdim etmiş. Ne var ki kral hazretleri bu tanıştırmadan pek hoşlanmamışlar.

Bundan yaklaşık elli yıl sonra, bu kez bir İngiliz soylusu, Sir Walter Raleigh, Virginia'da patatesi yeniden keşfetmiş. İngiltere'ye getirmiş. Patates burada halk arasında ciddi bir ilgi görmüş.

Zamanla önce İtalya'da, sonra da Almanya, Rusya ve Fransa'da patates tarımı başlamış. Ancak İngiltere'nin aksine, buralarda patatese bir hayvan yemi muamelesi layık görülmüş. Bir de patates yetiştirilen bölgelerdeki köylüler yemeklerini yapmışlar bu sebzenin.

Patatesi bugünkü burjuva mutfaklarına kabul ettiren adam, bir Fransız kimyacısı, Antoine Augustin Parmentier'dir. Aynı zamanda Fransız ordusunda subay olan Parmentier, patatesin faydaları üzerine ciddi araştırmalar yapmıştır.

O dönemlerde Avrupa'nın kıtlık tehlikesiyle karşılaşmış olması Parmentier'yi patatesi savunma konusunda daha da cesaretlendirmiştir. Patatesin yararları üzerine bilimsel kitapçıklar yayınlamıştı. Bu çalışmaları geniş yankı uyandımıştır. Sonunda Fransa Kralı kendisine Paris civarında tarlalar tahsis etmiş ve Parmentier oralarda patates yetiştirmeye başlamıştır.

Yüzyıllar sonra Avrupa, patatesi bir kez daha ve bu kez Amerikalılar aracılığıyla keşfedilmiş ve sebzemiz fast food adı verilen kültürün başrol oyuncusu olmuştur.

Patatesin besleyiciliği hakkında spekülasyonlar çok. Fazla kilolu olan kişilere ''patates çuvalı gibisin'' denmesi basit bir benzetmeden kaynaklanmıyor. Bu sözlerde patatesin şişmanlattığı iması da yer alıyor. Oysa patates hiç yağ içermez. Orta boy haşlanmış ya da fırında pişirilmiş bir patates sadece 100 kalori verir. Buna karşılık patates lifli bir besindir. Bir C vitamini ve B6 vitamini deposudur. Demir de içerir.

Portakal ve domates kadar olmasa da patates elma, armut ve ayvadan daha fazla C vitamini içerir. Her gün 200-300 gram büyüklüğünde bir patates yenmesi halinde, vücudun günlük C vitamini ihtiyacı rahatlıkla karşılanabilir.

Son yapılan çalışmalarda patatesin bir nitrik asit ve çinko deposu olduğu da gösterildi. Dolayısıyla özellikle ishal veya mide-bağırsak sistemi bozukluklarında değerli bir diyet.
Patates ağırlıklı beslenenlerde beyin kanaması sıklığının %6 oranında azaldığı, akciğer kapasitesinin ise anlamlı artış gösterdiği bildirilmiş. Patatesin bayanlarda göğüs kanseri riskini azalttığına da inanılıyor.

Patates "sıradan sebze" muamelesi görmeye alışık, ucuzluğu ile şöhret kazanmış bir sebze. Giderek tüm dünya ülkelerinde menünün başköşesine oturma yolunda ilerliyor.

Son raporlarda Polonya'lı ailelerin %90 kadarının her gün patates yediği ifade ediliyor.
Türklerin patatesli geçmişleri ise nispeten yeni. Ancak geçen yüzyılın sonlarına doğru, Avrupa görmüş olanlarımız yurda dönüşlerinde arar olmuşlar bu sebzeyi. Zamanla İstanbul'da egzotik bir yiyecek olarak yaygınlaşmış patates.

Muhtemelen 1800'lerin son yıllarında , patatesin yıllık ithalatının beş bin tonu bulduğunu yazılıyor. Bu ithalatı önlemek için, tek alıcı olan İstanbul yakınlarında patates yetiştirilmesi öngörülmüş. İlk ekim, Sakarya Nehri vadisinde Akova'da gerçekleştirilmiş. Boğaz'ın Karadeniz kıyılarında ekilmiş.

Nihayet Alman uzmanlar Adapazarı civarında bir deneme istasyonu kurmuşlar. '1895 yılında merkezi yaylada ilk patates kültürünün tecrübesine Alman uzman Dr. Hermann memur edilmiş olup şimdiki cinsleri o günlerin çalışmalarına borçlu oluyoruz.

Son olarak patatesle ilgili yöresel bir tarifi paylaşmak istiyorum. Kastamonu’ ya has patates paçası hem kahvaltıda veya bir Pazar kahvaltısında diyelim, hem de et veya tavuk ve hatta balık yemeklerinin yanına garnitür olarak servis edilebilen harika bir lezzet. Malzeme listesi ve yapılışı şöyle;

Yarım kg. patates
1 çorba kasesi yoğurt
2 yumurta
1 çorba kaşığı nişasta
3 diş sarmısak
tuz
üzerine ;
1 çorba kaşığı tereyağı
1 çorba kaşığı salça

Yapılışı :
Patateslerin kabuklarını soyup haşlıyoruz. Haşladığımız patatesleri rendeleyip, derin bir kaba alıyoruz. Bir çay bardağı suda 1 çorba kaşığı buğday nişastasını sulandırıyoruz. Çırptığımız 2 yumurtayı ,ezdiğimiz 3 diş sarımsağı yoğurtla karıştırıp tuz ilave ediyoruz. Bu karışımı patateslerin üzerine döküp iyice karıştırıyoruz. Tüm bu karışımı bir teflon tencerede ,kapağı kapalı vaziyette iyice pişiriyoruz. Paçayı servis tabağına alıp ,üzerine erittiğimiz tereyağında kavurduğumuz salçayı dökerek servis yapıyoruz. "

http://www.321pisir.com/ 'dan alıntıdır.

20 Temmuz 2010 Salı


Temmuz ayı sıcakları bizi yakıp kavururken bu yazıyı yayınlamadan geçemeyeceğim. Sevgili Ayşenur Yazıcı'nın sitesinden aynen aktarıyorum.


Bakın, eczacı Müderrisoğlu çok önemli bir konudan bahsediyor. Sitesine tıklayarak NE OLUR BİLGİ ALIN...
http://www.mehmetmuderrisoglu.com/

Bakın Mehmet Bey ne diyor:
Bu yıl güneş mevsimi gelirken tavsiye edebileceğim güneş koruma ürünleri arasında çok önemli bir seçimi yapmaktayım.

Elime geçen bir literatüre göre ETHYL HEXYL METOXY CİNNAMATE adlı UVB filtresinin insanlarda östrojen salgısını arttırdığını öğrendim. Bu dünyanın en yaygın kullanılan filtrelerinden biridir.
Gene dünyada bu maddeyi üreten en büyük üreticisinin baş araştırmacısını tanıdığım için ona okuduğumun gerçekliliğini sordum ve ne yazık ki doğru olduğunu öğrendim.

Cildimiz en geniş organımız olup sürülenleri farklı bir işlemden geçirilmedikçe kana kolayca geçirebilen bir organdır. Bu maddeyi içeren ürünleri isteyen dostlarıma almak üzere oldukları ürünün tehlikelerini anlatarak doğru bulduğum ürüne ikna etmeye çalışmaktayım.

Peki bu madde vücutta ne yapar bir de buna bakalım. Östrojen salgısının artması kadınlarda meme kanserine, erkeklerde performans düşüklüğü, ses incelmesi, erkek çocuklarda ise meme büyümesi, ses incelmesi yapar.
Tabii bu çok önemli bir uyarı olmakla birlikte neden hemen yasaklanmıyor demeniz normal, arkadan bu bulguları teyid eden daha birkaç araştırma da gelince ki onlarda yoldaymış o zaman yasaklanacaktır.

Ben ise bu uyarılarımı tüm dostlarıma yaparak sonunda bu bulgular yalanlansa bile alternatifi varken risk aldırmamaya çalışıyorum. Üstelik eczanemde her cilt rengini ölçerek, kullanılması gereken koruma faktörünü tayin ederek gereksiz yüksek faktorlerden sakınmaya çalışmaktayım.

Güneş kremleri İÇERİK OLARAK zararsız OLANLARI bulabileceğiniz site adresi verdim sizlere http://www.cosdna.com/ buradan bakın ve seçin lütfen...
SHISEIDO Anessa SPF30,
Avene Cleanance Solaire Haute Protection SPF30,
Hamilton every day face light cream spf 50 ve tüm güneş koruyucuları,
Ducray SPF50+ Melascreen Creme Solaire Very high protection sun cream,
LA ROCHE-POSAY Anthelios SPF 30,
LA ROCHE-POSAY Anthelios XL SPF 30,
DDF Organic Sun Protection SPF 30, Uriage Milky Spray SPF30 High Protection,
L'occitane Sunscreen Veil High Protection SPF30,
Babe, Güneşten koruyucu krem 50 SPF,
Sebamed Multi Protect Sun Cream spf50,

Bunların içerikleri temiz GÖRÜNÜYOR..Siz de yaz yalaşırken lütfen marka değilsağlığınız için en iyisini kim üretmişse ONDAN ALIN...
Bunun için http://www.cosdna.com/ sayfasına girin, ürün aramayerine kozmetiğin adını yazın ve içeriğindeki KIRMIZI RENKLİ YERLERE BAKIN..
Sonra kararınızı verin.


12 Haziran 2010 Cumartesi

Bu yazıyı Ayşenur YAZICI'nın sitesinden aldım. Kendisi çok beğendiğim bir kişidir. Bence her yaptığı işi layıkıyla yapıyor. Sitesiylede şans eseri karşılaştım ve hemen sık kullanılanlara ekledim. Sık sık ziyaret edip yazılarını okuyorum. Aşağıdaki yazıda tükettiğimiz besin maddeleri içersindeki zararsız, şüpheli ve zararlı katkıları listelemişler. Bence bir hayli faydalı bilgiler. Gerçi diyebilirsiniz ki ona bak, buna bak, o zararlı, bu kanser yapıyor hangi biriyle başedeceğiz diye. Haklısınız... Zaman zaman bende bu şekilde düşüncelere kapılabiliyorum. Ama göz göre görede sağlığıma zararlı şeyleri tüketmek istemiyorum. Nasıl düşünerseniz düşünün bu yazıya bir göz atın derim :)

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ ARAŞTIRMA SONUÇLARI

Piyasada satılan hazır gıda maddeleri ülkemizde insan sağlığını ciddi biçimde etkileyecek derecede katkı maddeleri içermektedir.
Ancak bu maddeler, tüm çabalara rağmen medya aracılığı ile ilan edilememektedir.

Günümüzde gıda sektörü büyük bir tröst halini almıştır. Örneğin hiçbir yayın organında Kolanın zararlı olduğunu göremezsiniz.
Ancak biz tüketiciler, aile fertlerimizi, çevremizdeki arkadaşlarımızı, haberdar ederek bilinçlendirebiliriz. Son yıllarda kanser vakalarının neden devamlı artış gösterdiğini hiç düşündünüz mü?
Siz çocuğunuzun kanserojen madde içeren gıda almasını ister misiniz? Peki niye katkılı ketçap alıyorsunuz?

Sizlere aşağıda sunduğumuz tablo alacağınız hazır gıda maddelerindeki katkılarla ilgili bilgi vermektedir.

Sağlığınız için: Lütfen her hangi bir gıda maddesi satın almadan önce ambalajının üzerini dikkatlice okuyun.

ZARARSIZ KATKILAR

E100, 103, 104, 105, 111, 121, 122, 126,130, 132, 140,151, 152, 160, 161, 162, 163, 170, 174, 175, 180, 181, 200, 201, 202, 203, 236, 237, 238, 260, 261, 262, 263, 270, 280, 281, 282, 290, 300, 301, 303, 304, 305, 306, 307, 308, 309, 322, 325, 326, 327, 331, 332, 333, 334, 336, 337, 382, 400, 401, 402, 403, 404,405, 406, 408, 410, 411, 420, 421, 422, 440, 471, 472, 473, 474, 475,480

ŞÜPHELI KATKILAR

E125, 141, 150, 153, 171, 172, 173, 240, 241, 477, 605 E220,221,222,223,224, 338, 339, 340, 341, 460, 461, 466, 407
(MIDE VE BAĞIRSAK HASTALIKLARI)
E200 (VUCUTTAKI VITAMIN B12 YI YOK EDIYOR)
E250,251, 320, 321
(KALP HASTALIKLARI, DAMAR SERTLIKLER VE TIKANIKLIKLARI)

TEHLIKELI KATKILAR

E102, 120, E311, 312 (NÖROLOJIK HASTALIKLAR)

KANSEROJEN KATKILAR

E102, 110, 123, 124, 131, 142, 210, 211, 213, 214, 215,216, 217

ÖRNEĞIN E211-SODYUM BENZOAT KETÇAPLARDA BULUNMAKTADIR.

123,110 ABD, INGILTERE, FRANSA, ALMANYA, RUSYA,JAPONYA VE DAHA BIRÇOK ÜLKEDE YASAKLANMIŞTIR.
FAKAT ÜLKEMIZDE RENKLI DRAJE ÇIKOLATALARDA VE KAYMAKLI BISKÜVILERDE KULLANILMAKTADIR.

EN TEHLIKELI KANSEROJEN KATKI:
E330
( NE YAZIKKI BIRÇOK HAZIR GIDADA KULLANILMAKTADIR.)
BAZI HAZIR GIDALARDA TESBIT EDILEN KATKI MADDELERI E330 -
bir markanın LÜKS GOFRETİ, bit markanın MEYVE SUYU, bir markanın DOMATES ÇORBASI, TÜM TENEKE KONSERVE VE TURŞULAR, bazı GAZOZLAR, bazı YAPRAK SARMALAR, bazı HAZIR ÇORBALAR, bazı frahlatıcı ŞEKERLEMELER,ŞEFFAF ELASTİK ŞEKERLEMELER...

E250 - TÜM SALAMLARDA E300 - bazı kavuniçi renkte gazlı içecekler E320 - bazı pufufuk şekelremeler E223 - bazı BİSKÜVİLER E322 - bazı sürmelik çikolatalar

TÜM KOLALI IÇECEKLERDE KULLANILAN KATKI MADDELERININ TESBITI IÇIN ANALIZ YAPILMASINA IZIN VERILMEMIŞTIR.

Bilgilerinize sunulur...
Doç .Dr. Mustafa TÜRKMEN

10 Haziran 2010 Perşembe

İşyerimin yakınında BİM olduğu için sıklıkla uğrarım. Hem ucuz hem de güzel, lezzetli ürünleri oluyor. İlk önceleri bilmediğim markalar olduğu için pek sıcak bakmıyordum ama denedikçe çok beğendim. Hatta o kadar çok beğeniyorum ki bazı ürünleri oradan başka bir yerden ve başka markadan almıyorum. Bazen bazı ürünleride kısa süreli satışa sunuyorlar. Bu aldığım DOĞALSAN Kuru Bezelyede onlardan biri. Paketi 95 kuruştu. Ben 3 paket aldım. Ben ilk kez görüyordum bu şekilde paketlenmiş bezelye, göreniniz duyanınız olmuştur tabiki. 500 gr lık bir paketi ve ıslatınca 1 kg a eşdeğer oluyor. Paketteki bezelyeyi 12 saat suda bekletiyorsunuz ve 1 kg bezelye oluyor. Harike değil mi? Hemde 95 kuruşa :) Ben çok beğendim valla. Tebrik ettim DOĞALSAN ıda. Sitelerine girip bakarsanız soya unu, soya fasulyesi, kepekli pirinç... gibi birçok kurutulmuş ürün görürsünüz. Diğer ürünlerinide denemek için sabırsızlanıyorum açıkçası.
Şimdi bezelyeyi bu kadar övdükten sonra faydalarından bahsetmemek olmaz değil mi?
  1. Kandaki kötü kolestorlü yok eder kalp krizi riskini azaltır.
  2. Yüksek oranda lif içerdiğinden dolayı kan şekerini düzenlemeye yardımcıdır.
  3. Yüksek derecede B1 vitamini içerdiğinden uykuyu düzene sokar, sinirleri yatıştırır.
  4. Kasların gelişmesine yardımcı olur.
  5. Kansızlığa iyi gelir.
  6. Karaciğerin çalışmasını düzene sokar.
  7. Bağırsakları çalıştırarak kabızlığı giderir.
 
Twitter Facebook Dribbble Tumblr Last FM Flickr Behance